İmparator Konstantin İstanbul’un kuruluşunda Beylerbeyi’nde bulunan bir kilisenin kubbesine büyükçe bir haç koymuş olduğundan bölge İstavroz olarak adlandırılıyordu. Fa
kat, Evliya Çelebi bu ismin burada bol bulunan İstavriz balığından geldiğini ve Rumca söylendiğini anlatıyor..
Osmanlı İmparatorluğu zamanında da, teşrifat meraklısı beyzade takımı genellikle Beylerbeyi’nde oturuyorlardı. Ama semtin adı, III.Murat’ın beylerbeyi Mir-ü Alem Mehmet Paşa’dan geliyor. Paşanın yalısı buradaydı. Doğancı Mehmet Paşa da denilen beylerbeyi, Maraş’ta doğmuş bir ermeniydi. Çocukken bir bey tarafından sahiplenilip Müslüman yapılmış, Amasya’da, II.Selim’in şehzadeliği sırasında onun hizmetine sunulmuştu. Padişahlığı sırasında da saraya getirilip Büyük Mirahur (saray atlarına bakanların en büyüğü) olmuş, zaman içinde daha yüksek görevlerde bulunmuştu. III. Murat zamanında da yeniçeri ağası olup, beylerbeyi(eyalet umum valisi) ünvanı da bu padişah devresinde verilmişti. Ama, ne yazık 1588 ‘de ayaklanan yeniçeriler tarafından öldürüldü ve B
eylerbeyi’ne değil de Kısıklı Camisi bahçesindeki kabrine gömüldü.
Çok öncelerden bu yana yerleşimin olduğu Beylerbeyi, büyük ihtimalle bütün zamanlarda bir meyhane kültürüne de alışkındı. Farklı bir nüfusu,(Ermeni, Rum,Yahudi) barındırıyordu, deniz sahiliydi, elit bir semtti. Beylerbeyi’nin en hareketli yeri meşhur Arabacılar Meydanı’ydı. Ve tabii Arabacılar Sokağı. Sokak, iskelenin karşısında, 1932 yılında semtin ilk apartmanı olarak yapılan Hafız Mehmet Yağcı Efendi’nin binasının hemen önünden başlayıp meydana açılıyordu. Tarihi Tımariye Zaviyesi de (Şe
yh Hamil Tekkesi) bu sokaktaydı. Evlerin hemen hepsi meyve ağaçlarıyla dolu bahçelerin içindeydi.
Anlatacağım İnciraltı Meyhanesi de, Beylerbeyi’nde Arabacılar Sokağında bulunuyor. Sevimli mi sevimli bir mekan. Bir o kadar da profesyonel. İki katlı tarihi bir Rum binasında açılmış. Bu ev de yazımda anlattığım o bahçeli evlerden biri. Ne yazık ki bir elin parmakları kadar az artık bu evler. Dışarıdan bakıldığında küçük gibi görünen evin arkasında bir bahçesi, bahçede de meyhaneye isim babası olmuş güzel bir incir ağacı var. Müdavimler, İncirle beraber diğer ağaçların da gölgelerine konulmuş masa sandalyelerde demleniyorlar. Sessiz ve sakin bu iç bahçede, lezzetli kahvaltılar, hoş sohbetlerle eski İstanbul tatlarının keyfini yaşıyorlar.
2007 yılından bu yana Beylerbeyi’nin zengin geçmişine yakışır zengin mutfakların değişik tatları bahçede konukların damak zevkine sunuluyor. Şimdilerde yaz bitiyor. İstanbul mutfağının sadık bir takipçisi olan İnciraltı Meyhanesi boğazın balıklarıyla haşir neşir olm
uş mutfağında, gelenlere unutamayacakları lezzetler ikram etmenin telaşına dalmış.
Bu meyhanenin en büyük özelliği çok kültürlü mutfak kavramına sahip olması. Mezelerinde iki bin beş yüz yıl gerilere dayanan bir bilgi birikimi var. Ermeni, Rum, Yahudi, Kürt, Yezidi mutfakları incelenip, eski lezzetler dünümüze taşınmış. Dalak dolması, topik, muhammara, balık böreği, uskumru dolması, midyeli lahana dolma, tarama, kopsiya, uskumru taratoru değişik tatlardan sadece bir kaçı. Sabahları, büyük bir sevgiyle hazırlanmış kahvaltıları var. Bütün kahvaltılıklar, bu ürünün en iyisi neredeyse oradan geliyor. Bu konuda çok iddialı olduklarını üzerine basa basa söylüyorlar. Çeşit çeşit ekmekleri de kendileri yapıyorlar.
İnciraltı Meyhanesi, tatlar ve hizmet konusunda iddialı bir meyhane. İçecekler konusunda da öyleler. Zengin bir şarap mönüleri var. Rakıyı, dantel zarfların içine konulmuş küçük bardaklarda sunup, geçmişi günümüze taşımayı başarmışlar. (Eski İstanbul meyhanelerinde müdavimler bu dantel zarfları ceplerinde taşır, bardağın elle temasını önleyerek rakının tadına varırlarmış). Ama İncirlatı en fazla ev yapımı likörleriyle övünü
yor. Değişik meyve likörleri onların maharetlerinin ürünü.
Bahçe bütün sevimliliğiyle yavaş yavaş konuklarını kapalı mekana gönderiyor. Burası da en az bahçe kadar iddialı. Buram buram tarih kokuyor. Çünkü orijinal binanın iç duvarları eski İstanbul fotoğraflarıyla donatılmış. Dekorasyonda kullanılan bol ahşap malzeme, diğer ögelerle iyi bir uyum sağlamış. Beylerbeyi’ndeki eski bir Rum evinin meyhaneye dönüşümünü, “İstanbul Mutfağıyla” ayağınıza getiren İnciraltı Meyhanesi, hem kışa hem yaza uygun bir mekan, Küçük ve sevimli, alanında tam bir profesyonel. Şiddetle tavsiye olunabilecek bu hoş mekan, tatlı bir Beylerbeyi yolculuğunuz için sebeb olabilecek bütün pozisyonlara sahip bulunuyor.
Bilsen Gürer
bgurer@isiltur.com.tr